ÂŞIK VEYSEL’LE ANILAR DEMETİ

-Yeter artık yumma gözün kör gibi-

Halk şiiri geleneğinin çağımızdaki önemli ustalarından biri olan Âşık Veysel’in Türk

halk şiiri içindeki yeri halk duygularına iyi tercüman oluşunda ve kendine özgü bir tarz oluşturuşunda gizlidir. Ustalığı ise lirizmi iyi yakalayışındadır.

Baharda çağlayan bulanık sular

Durmadan kendini taşlara çalar

deyişi halk şiirinin özünü oluşturan lirizmin Veysel’de ustaca dile gelişinin güzel ve etkili bir örneğidir.

Sazı, Veysel’in dili ve gönlüdür. Musikimizde “Veysel düzeni” diye adlandırılan bir eda oluşturmuş:

Ben gidersem sazım sen kal dünyada

Gizli sırlarımı âşikâr etme

diyerek, onunla dert ortağı olmuş, sazın yaşamındaki yerini işaret etmiştir.

Âşık edebiyatının önemli geleneklerinden biri de âşık karşılaşmalarıdır. Ne yazık ki

Veysel’i çok iyi atışma yapan bir âşık olarak göremeyiz. Hiçbir zaman Semaî, Selmanî, Çobanoğlu, Taşlıova, Reyhanî gibi atışmanın önemli âşıkları arasına girememiştir. Şüphesiz Veysel’e hiç atışma yapmamıştır da denilemez.

1936’da Âşık Çakır’la Yozgat’ın Çayıralan ilçesinde iki dörtlüğü:

Veysel

Kendini yükseltip havadan uçma

İyiyi kötüyü bilmeden seçme

Deve kılavuzu önüme geçme

Coşkun sele uğratırım yolunu

Çakır

Allah seni bağışlasın vatana

Koç yiğit derler silah tutana

Gözün görmüyor ki yüzün utana

Biraz da sazını sen düzelt Veysel

biçiminde olan bir atışma yaptığı ve 1942’de Kastamonu’da Behçet Kemal Çağlar’ın ısrarıyla İhsan Ozanoğlu ile ilk iki dörtlüğü:

Ozanoğlı

Hoş geldin Sivas’tan âşıklar başı

Keşke kör olmayıp olaydın şaşı

Ben bir mücevherim sen çakıl taşı

Altınla tartılır pulumuz bizim

Âşık Veysel

Oramla buramla ne uğraşırsın

Gözlüklerin kalın işlemez kurşun

Boyun olsa olsa üç buçuk arşın

Seni uçurmasın yelimiz bizim

biçiminde bir atışma yaptığı, Mehmet Erçelik’in İsparta’da 2004'te Âşık Deli Hâzım için yayımladığı bir kitapta, ilk iki dörtlüğü:

Âşık Veysel

Çocuk nerden geldin benim karşıma

Ağ üstü karayı seçenden misin?

Toros Dağı dayanmaz ah ü zârıma

Yoksa zor görüşün kaçandan mısın?

Deli Hâzım

İncil’den, Tevrat’tan, Zebur, Kur’an’dan

Sor sanma ben bunu açamam hocam,

Adem Atamızdan mirastır bize

Bu cebri sahadan kaçamam hocam

biçiminde olup ne zaman olduğu bilinmeyen bir atışma yaptığı kaynaklarda yer almaktadır.

Kaynaklarda Âşık Veysel’in Kul Ahmet’le de dört atışması görülür.

1969’da Âşık Veysel, Kul Ahmet, Şah Turna, Âşık Ahmet Kartalkanat, Âşık Kul Hasan Gören ve birkaç âşıkla Anadolu turnesine çıkarlar. Bu turnede Zile’ye de giderler.

Âşık Veysel’in Kul Ahmet’le yaptığı dört atışmanın 1969’da Zile’de gerçekleşen birinin canlı tanığı ve atışma metnini kaleme alanı benim.

Âşıklar, Zile’de bir derneğin de lokali olan kahvede konser saatini beklerken o yıl daha 16-17 yaşlarında olan Şah Turna da aralarında idi. Şah Turna’nın “Dört kapıyı kırk makamı bilen gelsin işte meydan” diye okuduğu deyiş hâlâ kulaklarımda kalan ender söyleyişlerdendir.

Âşıklara Zile hakkında tarihi bilgiler verirken; kimsenin alamadığı Zile Kalesini Sezar’ın kanlı bir savaştan sonra zaptetmesi üzerine dünyanın en kısa tarihi mektubu olarak bilinen “VENİ-VİDİ-VİCİ” (Geldim, Gördüm,Yendim) yazıp Roma’ya gönderiği, Zile Kalesi’nde de bu sözü bir taş üzerine yazdırdığını anlatan dernek başkanı âşıklara:

“Konser saatine daha çok var. Haydin sizi şehrin ortasında bulunan tarihi Zile Kalesi’ne çıkarayım. Tüm Zile’yi kaleden çok güzel görürsünüz. Zile, şehrin tam ortasında haşmetli görünümü, surları, Sezar’ın ünlü Taş Mektubu, Saat Kulesi, zindanları, tiyatrosu, yer altı yollarıyla bir tarih hazinesi olan Kalesiyle kültürel zenginliklerini koruyan bir kimliğe bürünmüştür.” deyince herkes ayağa kalktı.

Bir tek Âşık Veysel kımıldamadan oturdu.

Kul Ahmet’in:

“Haydi Veysel Baba kalk gidelim.”

demesi üzerine Veysel:

“Ben neyi göreceğim, siz gidin, gördüklerinizi bana anlatırsınız.”

deyince Kul Ahmet de dernek başkanına: “Sen arkadaşları götür, ben Veysel Baba ile kalayım.” deyip oturdu.

Bu sırada kahvede oturanların âşıklardan bir şeyler beklediğini hisseden Kul Ahmet, Âşık Veysel’e:

Üstadım yol aç da söyleşelim” demesi üzerine Âşık Veysel sazını eline alınca Kul Ahmet, etrafında bulunan bizlere “Bir kâğıt bulup yazar mısınız, Âşık Veysel söylediğini unutur” dedi kahveciden aldığımız kâğıtlara ben ve Lise öğrencisi olan Veli Zorlu ile baş başa oturup söylenen dörtlükleri yazmaya çalışmıştık.

Bize yazdığınızı kontrol edip düzgün bir metin çıkarır mısınız demesi üzerine noksanları tamamlayıp temize geçmiştik. Temiz kâğıdı Kul Ahmet almış, Karalamalar bende kalmıştı.

O gün yazdığımız kâğıdı elimizden alan Kul Ahmet “Bir gün yayınlarım belki” demişti. Gerçekten de bizim yazdığımız dahil âşık Veysel Kul Ahmet söyleşileri Kul Ahmet’in “Güzel Anadolum - Halk Ozanı Âşık Kul Ahmet ile Âşık Veysel” adlı yayın yeri, yayın tarihi vb. hiç bir bilgi olmayan 64 sayfalık ince bir kitapçıkta yayınlanmıştı.

1960-70’li’ yıllarda Anadolu’da küçük kitapçıklar halinde âşıkların deyişlerini, serüvenlerini içeren Köroğlu, Karacaoğlan, Pir Sultan gibi halk kitapçıkları yayımlanır ve bunlar cami önlerinde yer kitapçılarında satılırdı.

Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nde bir sempozyumda idim. Rahmetli Kutlu Özen “Haydi seni Sivas merkeze götüreyim” deyip şehre götürdü. Bir caminin önünde bulunan yer kitapçısındaki kitaplara baktık ve “Güzel Anadolum Halk Ozanı Âşık Kul Ahmet ile Âşık Veysel” adlı kitabı aldım. Âşık Veysel’le ilgili Kul Ahmet’in kitabını Kutlu Özen de almıştı.

Unesco’nun 2023’ü Âşık Veysel yılı ilan etmesi üzerine Âşık Veysel’le ilgili kitap hazırlamaya başlayınca doğal olarak arşivimdeki Veysel’le ilgili kitaplara göz atmam gerekti. Kitapların arasında Kul Ahmet’in yayınladığı ve benim yıllar önce Sivas’ta aldığım kitap elime geldi. İncelerken Zile’de kaleme aldığım Âşık Veysel - Kul Ahmet atışmasının Sivas’ta aldığım kitapta yer alması beni derecesiz mutlu etmişti. Yazılış öyküsünü anımsadım yıllar sonra: Kitapta yer alan o gün yazdığımız:

Âşık Veysel

Kaleleri yıkar mıydın,

Bir haşmetli han olsaydı?

Sen de aya çıkar mıydın,

Çağdaş bezirgân olsaydın?

Kul Ahmet

Kale yıkmaz yapar idim,

Ben bir günlük han olsaydım,

Ay değil güne dönerdim

Çağdaş bezirgan olsaydım

ÂşıkVeysel

Boşa kanlar döker miydin,

Beye boyun büker miydin,

Böyle derdi çeker miydin,

Cihana Lokman olsaydın?

Kul Ahmet

İkiliği kaldırırdım,

Dostu dosta buldururdum,

Böyle derdi öldürürdüm,

Cihana Lokman olsaydım.

Âşık Veysel

Veysel bırak bülbül gülü,

Artık insandır sevgili,

Ezer miydin devi fili,

Sultan Süleyman olsaydın

Kul Ahmet

Kul Ahmet’im atom devri,

Millet doğru, hain eğri,

Dünya bir olurdu gayri,

Sultan Süleyman olsaydım.

biçimindeki söyleyiş, âşıkların söyleşmek dedikleri, âşıklara özgü muhabbettir.

Konserden sonra, ağabeyim, Âşık Veysel’i evine davet etmişti.

Sabah kahvaltıdan sonra kahve içerken yengeme:

“Gelin hanım, milangaz denen bir ocak çıkmış, odun kömür istemeden iki üç yemek bir arada pişiyormuş, Dursun Efendi sana da aldı mı deyince, yengemin: ‘Aldı, gel göstereyim’ deyip elinden tutarak mutfağa götürüp gösterdiğinde, ‘Güle güle kullanın’ deyip yerine oturunca, ağabeyimin: ‘Nasıl gördün mü’ sözü üzerine:

‘Ben onu görmedim ama, o beni gördü Dursun Efendi’ demesi hazır cevaplılığının güzel örneklerinden biridir.

(Not: İstanbul’da 23 Mart 2025’te yapılan Nevruz ve Âşık Veysel’i Anma Etkinliği paneli konuşmasından özetlenmiştir.)

Yazarın Diğer Yazıları