Kent Lokantası ve Türk devlet felsefesi!

Türk devlet felsefesinin temelinde, Bilge Kağan’ın Göktürk anıtlarında ifade ettiği “aç milleti tok kılmak, az milleti çok kılmak” vardır. Bu sebeple şölenlerde “dağ gibi et yığdırmak, göl gibi kımız sağdırmak”, Türk devlet başkanının anıtlara yazdıracak kadar önemsediği bir Türk devlet geleneğidir. Türk devletinin yönetim felsefesi, paylaşımcılığa dayalıdır.

Kâşgarlı Mahmud'a göre Türk beyleri bayramlarda ve düğünlerde büyük sofralar kurduruyor, halkı yedirip içirdikten sonra sofra takımlarını yağmalatıyordu.

Sultan Muhammed Tapar, 1118 yılı kurban bayramında büyük bir ziyafet düzenlemiş ve sonunda sofrasını ve sarayını yağmalatmıştı. Anadolu Selçuklu ve Anadolu beylikleri dönemlerinde de halka verilen ziyafetlerden sonra kıymetli eşyalar yağmalatılırdı.

***

Günümüzde Türk devletinin “sosyal devlet” olduğu Anayasa’da mevcuttur ama takip edilen ekonomi politikaları, dar gelirlileri ve emeklileri açlık sınırının altında bir hayata mahkûm ettiği için devletin bu niteliği, büyük ölçüde ortadan kalkmıştır...

İşte bu şartlar altında İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun başlattığı kent lokantaları uygulaması, devletin sosyal niteliğinin veya tarihteki paylaşım geleneğinin İstanbul çapında devamı niteliğindedir...

İktidarın, Ekrem İmamoğlu ile birlikte tutuklanan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın yerine atanan kayyımın ilk icraatı ise kent lokantalarını kapatmak oldu!

Şişli Belediyesi’nin kayyım yönetiminden yapılan açıklamada “tedarik sorunu” yaşandığı belirtildi ve “kent lokantalarının en kısa sürede açılacağı ve sayılarının da artırılacağı” bildirildi ama bu bile ayıp değil mi? Kent lokantalarının personeline emir verildi ki lokantalar kepenk indirdi! “Geçici kapatma” mı diyeceğiz...

İstanbul’da gıdada tedarik sorunu mu var?

***

Aslında esas olan, ülkede doyurulması gereken aç bırakmamaktır. Halkın bir kısmını açlığa mahkûm ettikten sonra onlar için fakir fukara fonu kurmak, makarna-kömür dağıtmak veya Ramazan kolisi vermek çözüm değildir. Bu sebeple, Kemal Kılıçdaroğlu’nun her aileden en az bir kişinin sosyal güvenlik çatısı altına alınması ve geliri yetersiz olanlara aylık maaş kartı verilmesi gibi fikirleri, sosyal devleti hayata geçirmek için değerliydi.

Bugün, Almanya’da belirlenen asgari miktardan az kazanan herkese, aradaki fark düzenli olarak ödenmektedir. Paylaşım fikrine dayalı devlet felsefesinden gelen Türkiye’de ise halka yapılan yardımlar bile fiilen siyasi görüşe yani iktidar partisine mensubiyete bağlanmıştır! Öyle ki bu partizanlık sonucu, yardımların bir kısmı da hâli vakti yerinde olanlar arasında pay edilmektedir!

Kent lokantalarında ise ayırımcılık yoktur. İhtiyaç duyan herkes, düşük bir ücret ödeyerek karnını doyurabilmektedir...

***

Gönül ister ki kimse, kent lokantasındaki yemeğe de mahkûm olmasın; herkes, kendi kazancıyla evinde veya herhangi bir lokantada parasını ödeyerek dört çeşit yemek yiyebilsin. Yalnız, Kent lokantasında 40 liradan verilen dört çeşit yemeğin fiyatının sıradan bir lokantada 500 liradan az olmadığını biliyoruz. Sadece bir kişinin her gün lokantada bir öğün yemek yemesi 15 bin lira tutar. Bunun kahvaltısı var akşamı var!

Bugünkü asgari ücret ise yemeğini evde pişiren dört kişilik bir ailenin mutfak masrafına bile yetmez. Milyonlarca emeklinin maaşı ise gülük 500 liradır, yani artık harçlık seviyesindedir.

Durum böyleyken, Şişli’deki kayyım yönetiminin tedarik sorunu bahanesiyle ilk iş olarak kent lokantalarını kapatması, nasıl bir bakış açısının ürünüdür?

Yazarın Diğer Yazıları