Basın tarihi baskıların tarihidir

Son günlerde gazetecilere yönelik gözaltı ve tutuklama olayları arttı, muhalif televizyon kanallarına ağır cezalar verildi.

Bu nedenle gazeteci arkadaşlarımı üzgün ve yılgın görüyorum.

Oysa basın tarihine bakarlarsa pek çok gazetecinin bugünkülere benzer sorunlar yaşadıkları ama gene de yılmadıkları gerçeğiyle karşılaşırlar.

***

II. Abdülhamid döneminde gazetelerde tahtakurusu sözcüğünün yazılması yasaklanmıştı. Dizgicilerin yanlışlık yapıp “tahtı kurusun” diye yazmalarından korkuluyordu.

Aynı şekilde o yıllarda teknik nitelikli yazılarda 0=AH formülünün kullanılması da devlet tarafından yasak kapsamına alınmıştı. Bazıları bu formülden “Abdülhamid eşittir sıfır” anlamını çıkarabilirlerdi çünkü.

O dönemde gazetecilerin haber ve yazılarında kullanmaları yasaklanan sözcükler arasında grev, suikast, ihtilal, eşitlik ve burun da vardı. Burun sözcüğü Abdülhamid’in büyük burnunu çağrıştırması yüzünden yasak listesine alınmıştı.

Bir sansür heyeti oluşturulmuş ve gazetelere, dergilere girecek tüm haber ve yazıların bu kurulun kontrol ve onayından geçmesi zorunlu tutulmuştu. İddialı yayın organlarından Servet-i Funun’da çeşme başında dua eden bir yaşlı adam fotoğrafı Başsansürcü Kara Kemal Bey’e takılmıştı. Başsansürcü, “Kötü düşünceli kimseler bu güzel resmi görür görmez ‘hah işte işimiz duaya kaldı’ denilmek istendiğini sanabilir. Bu nedenle söz konusu fotoğraf kullanılamaz” diye açıklamıştı gerekçesini.

Ünlü edebiyatçı Ahmet Rasim’e, bir başka sansür memuru Hıfzı Bey aynen şunları söylemişti: “Siz hangi yazınızı en çok beğenerek yazarsanız, oh ne güzel oldu derseniz, benim onu çizeceğimi biliniz…”

Abdülhamid döneminde binlerce kitap ve belge “sakıncalı” bulunduğu için çuvallara doldurularak Çemberlitaş Hamamı’na götürülüp yakıldı. Belgelerin yakılması yeterli bulunmaz, daha sonra üstüne su sıkılarak çamur haline gelmesi sağlanırdı.

***

Basına yönelik baskılar Cumhuriyet döneminde ve özellikle de Demokrat Parti iktidarı zamanında yoğun şekilde devam etti.

Halkçı gazetesi iktidara muhalefet ediyordu. Bu yüzden gazetenin başyazarı Hüseyin Cahit Yalçın yargılandı ve 1954 yılında 26 ay hapis cezasına çarptırıldı. Yaşı 70’i aşan Yalçın bir sabah polisler tarafından evinden alınarak cezaevine götürüldü. Bu olay yurt dışında da yankı buldu, birçok yabancı gazete Türkiye’de basın özgürlüğünün kalmadığını belirten eleştirel yazılar yayımladı.

1954’den 1960’a kadar bini aşkın gazeteci hakkında kovuşturma yapıldı, bunlardan 250’den fazlası mahkûm oldu. Bedii Faik, Cüneyt Arcayürek, Metin Toker, Oktay Verel, Beyhan Cenkçi, Cemalettin Ünlü, Cemil Sait Barlas, Ülkü Arman, Selami Akpınar, Naim Tirali, Ahmet Emin Yalman, Yusuf Ziya Ademhan hapis cezasına çarptırılmış gazetecilerden sadece bazılarıydı.

***

27 Mayıs 1960’daki askeri darbeyle DP iktidardan ulaştırıldı ama gazetecilerin kaderi yine değişmedi.

Örneğin Demokrat Parti’yle en sıkı mücadele eden gazetecilerden biri olan Aziz Nesin, bu partinin darbeyle devrilmesinin ardından da hemen sakıncalılar listesine girdi, 1961’de Tanin gazetesinde çalışırken polisler tarafından yakalanarak gözaltına alındı.

***

12 Mart 1971’de başlayan ve Ekim 1973’deki seçime kadar süren yeni darbe döneminde ise basın bir kez daha ağır baskılarla karşılaştı.

Bu dönemde yargılanan ve haklarında 1.5 yıldan 34 yıla kadar hapis cezası istenen gazeteciler arasında Çetin Altan, Doğan Koloğlu, Osman Arolat, Mehmet Emin Bozarslan, Ahmet Hamdi Dinler, Yaşar Uçar, Mete Dural, Abdullah Nefes, Erdoğan Berktay, Tektaş Ağaoğlu, Mümtaz Soysal, Süleyman Ege, Vahap Erdoğdu, Muzaffer Erdost, Turhan Dilligil, Zeki Kılıç, İsmail Beşikçi ve Abdulkadir Billurcu da bulunuyordu.

***

12 Eylül 1980’de başlayan ve 1983’ün Kasım ayında yapılan seçime kadar süren askeri darbe döneminde ise yüzlerce gazeteci hakkında dava açıldı. Bunlar arasında Nazlı Ilıcak, Oktay Akbal, Mehmet Kemal, Ahmet Kabaklı, Adalet Ağaoğlu, Aydoğdu İlter, Yaşar Kemal, Adnan Özyalçıner, Sadun Aren, Rıza Zelyut, Asım Bezirci, Işık Yurtçu, Aydın Engin, Ali Özgentürk, Nihat Behramoğlu, İlhami Soysal, Rauf Tamer, Hikmet Çetinkaya, Şiar Yalçın, Cetin Özbayrak, Fehmi Işıklar, Orhan Erinç, Seçkin Türesay, Erol Türegün, Engin Ünal, Tanju Cılızoğlu, Metin Toker, Fatih Güllapoğlu, Yazgülü Aldoğan, Teoman Erel, Doğan Heper, Pınar Kür, Talip Apaydın, Aziz Nesin, Nadir Nadi, Niyazi Dalyancı, Atilla Aşut, Oya Baydar, İlhan Selçuk, Aslan Başer Kafaoğlu da vardı.

12 Eylül döneminde Milli Gazete, Cumhuriyet, Tercüman, Günaydın, Güneş, Milliyet, Tan ve Hürriyet gazeteleri de değişik sürelerde geçici olarak kapatıldı.

***

Basına baskılar sonraki yıllarda gene sürdü.

Onları başka bir yazıda konu ediniriz.

Tabii Ak Parti iktidarı dönemi de özellikle ele alınmalı.

Ama ona bir iki yazı yetmez kitaplar yazmak gerekir.

***

Son olarak şunu ifade edeyim:

Gazeteciler yazdıkları haberlerin, yazıların bedelini sadece yargılanarak ve cezaevine girerek değil kimi zaman canlarını da vererek ödediler.

1909’dan bu yana 67 gazeteci öldürüldü.

Hasan Fehmi Bey, Ahmet Samim Bey, Sabahattin Ali, Abdi İpekçi, Ümit Kaftancıoğlu, Kamil Başaran, Çetin Emeç, Turan Dursun, Mevlüt Işık, İzzet Kezer, Ahmet Taner Kışlalı ve Uğur Mumcu suikast kurbanı gazetecilerden sadece birkaçıydı.

Yazarın Diğer Yazıları