Siyasette yeni bir anlayışa ihtiyaç var
AKP, sosyal sorunlara farklı bir bakış açısı getirdi. Engellilere eğitim ve maddi destek başlattı. Evde bakıma muhtaç olanlara, muhtaç olan yaşlılara parasal yardım başlattı. Yeşil kart verdi. Bu nedenle Aile Bakanlığı kuruldu. Ayrıca evlere poşet dağıtıldı.
Bu işlerin olumlu ve olumsuz sonuçları oldu. Olumlu sonucu fakir fukaraya yapılan yardımlardır. Olumsuz sonucu ise toplumu rencide etmesi, toplumsal dinamizmi önlemesi ve işsizliği artırmasıdır. Zira yardımı alanlar, iş yaratmakta veya iş aramakta fazla gayret göstermeye ihtiyaç duymadılar.
Siyasi iktidar aş vermek yerine, iş yaratabilirdi. Devlet bu dağıtılanların bir kısmını tahsis ederek yatırımlara öncü olabilirdi. Aslında, AKP’nin ekonomi anlayışı ile Türkiye’nin kalkınma ihtiyacı çok farklıdır. Kalkınma, ekonomik büyüme yanında, istihdamın artması, gelir dağılımının düzelmesi, toplumsal refahın artması gibi sosyal gelişmeleri de içerir. AKP iktidarı ise ne pahasına olursa olsun, talebi canlı tutarak büyümeyi istiyor. Bunun içindir ki Başbakan, Merkez Bankası’na müdahale etmek istiyor, faizleri düşürmek, yani eksi faiz istiyor. Zira eksi faiz olunca para cep yakacağı için harcama ve neticede toplam talep artacak ve ekonomi canlı kalacaktır. 2013’te talep artışı sonucu yüzde 4 büyüme sağlandı ve fakat ekonomide plan program olmadığı ve kargaşa olduğu için yatırım yapılmadı. Uzun dönemli büyüme için yatırım yapılması gerekir. Yatırım için de ulusal çerçevede proje geliştirmek gerekir.
AKP iktidarı planlamayı, DPT’yi lağvederek fiilen kaldırdı. Şimdi faiz konusunda Başbakan ayrı telden, MB ayrı telden ve Babacan da ayrı telden çalıyor. Bu durum ekonomide zaten koordinasyon olmadığını gösterdi ve kırılganlığı artırdı. Bunun içindir ki büyüme konusunda ekonomi tıkandı. Büyüme düşük de olsa cari açık devam ediyor. Dünyada küreselleşme adeta kargaşaya dönüştü. Finansal krizler ve fakir sayısının artması karşısında ciddi uluslararası kuruluşlar yeni bir dünya düzeni öneriyor. Birçok gelişmekte olan ülke de özellikle ülkeyi fakirleştiren ve dış borçları artıran cari açığın çözümü için bir takım ek önlemler geliştirdi. Dünya yeni projeler, yeni arayışlar içinde iken bizde muhalefet de proje geliştirmiyor. Seçimlerde bu sorun sonuçlara da etkili oldu.
Önce hangi parti ne kaybetti, ne kazandı sorusuna cevap gerekir... Bu seçimlerde seçmen sayısı 2.5 milyon arttı. AKP de 2.1 milyon seçmen kaybetti. Toplam olarak muhalefet için 4.6 milyon yeni oy potansiyeli oluştu. Seçimden en başarısız çıkan parti AKP’dir. Çünkü artan seçmenden pay alamadığı gibi ayrıca 2.1 milyon seçmen kaybetmiştir. Muhalefetin paylaşacağı toplam 4.6 milyon seçmenden, CHP yalnızca 311 bin oyla en az pay aldı. MHP ise 2.3 milyon oyla en yüksek payı aldı. Sonuçta CHP, AKP’den sonra kaybeden ikinci parti, kazanan ise MHP oldu.
Ana muhalefet partisi olduğu için, dikkatler daha çok CHP’nin üstüne çevriliyor. CHP, 2011 seçimlerinde de bugün de yolsuzluğa takıldı, AKP gibi ulufe dağıtma projeleri yaptı, ancak işsizliğin çözümü ve kalkınma projeleri yapmadı. Oysa ki küresel ekonomiyi ve Türkiye’nin siyasi konjonktürünü bundan böyle kalkınma misyonu ve bunun için geliştirilen sosyal projeler etkileyecektir.
CHP yönetimi, başta genel başkan olmak üzere çoğunlukla bürokratlardan oluşmaktadır. Bürokratlar, devlet anlayışı ile yetişmiş dürüst ve çalışkan insanlardır. Ancak hep masanın bir yanında kaldıkları için, toplumsal sorunlara ve piyasaya geniş bir perspektiften bakamazlar. Masanın her iki yanında yer almış olanlar ise azınlıktadır. Ayrıca ideolojik saplantıda olanlar da aynı şekilde Türkiye’yi kalkındıracak bir proje geliştirmezler.
Yine proje geliştirmek için önce partinin bir misyonu olması gerekir. Kılıçdaroğlu ‘Yeni CHP’ diyerek, birbirine zıt misyona ve anlayışa sahip olanları topladı ve parti içinde ve yönetimde karmaşa yaratı.
CHP tarihinde başarısız olanlar veya bir sorun yaşayanlar, bunu kabul ederek gereğini yapmışlardır. Bugünkü CHP yönetimi, ilk defa başarısızlığına bir kılıf uydurma peşindedir. Hangi parti olursa olsun, koltuk için kimsenin kendine göre gerekçe üreterek, Türkiye’nin geleceğini ipotek altına alma hakkı yoktur.