Ortadoğu bataklığında boğulmak!
Tarih Ortadoğu’daki kan davalarına taraf olarak müdahil olan ülkelerin bertaraf olduğunun sayısız örnekleriyle doludur. Bunun nedeni duruma vaziyet eden ülkelerin bölge gerçeklerini iyi okuyamamalarıdır. Bölgedeki güçlerin konumlanışı tam anlamıyla kaotiktir. Filistin içerisinde FKÖ ile Hamas arasındaki ayrışma inanılmaz boyutlardadır. Düşmanın saldırıları karşısında bile bu iki örgüt bir araya gelemeyen iki kardeş gibi durmaktadır. Diğer yandan Ürdün ve Mısırlı yetkililer, Hamas’ın herhangi bir başarısının kendi Müslüman Kardeşler hareketlerini güçlendireceğine inanmaktadır. İsrail’in Gazze saldırısından sonra Mısır Müslüman Hareketi liderinin Mısır devletinin bu saldırıya onay verdiğini söylemesi nedensiz değildir. Bölgedeki hem Şii ve Sünni ayrışması, hem de siyasi bağlamda güçlerin kendi içindeki ayrışması (El Fetih/Hamas) inanılmaz bir aşamaya gelmiştir. Bölgede herkes herkesten rol çalmaya soyunmuş durumdadır.
İsrail’in 2006’da Lübnan’a saldırısı sırasında İsrail’e karşı savaşan bir Hizbullah yetkilisinin Guardian gazetesinde şunları söylediği yazılmıştır: “İsrail bu savaştan zaferle çıkarsa, bu Sünnilerin zaferi anlamına gelecek. Önce İsrail’i yeneceğiz. Asıl savaşımız ondan sonra başlayacak”. Bundan daha da vahimi Suudi din adamlarından Şeyh Abdullah İbn Cibrin’in yayımladığı fetvadır. Cibrin fetvasında Şiileri ’Rafızi’ olarak isimlendiriyor ve şunları söylüyordu: “Ehl-i Sünnet’e nasihatimiz şu ki, onlardan uzak (beri) durun, onlara mensup olanları aşağılayın; İslâm’a ve Müslümanlara düşmanlıklarını, geçmişte ve günümüzde Ehl-i Sünnet’e verdikleri zararı açığa çıkarın.” Cibrin, Şiiler’e dua edilmesini dahi caiz görmemişti!
Bölgede inanılmaz boyuttaki itilaflar bir gerçek olarak orta yerde dururken Türkiye’nin bölgedeki anlaşmazlığa ölçüsüz ve tek boyutlu bir biçimde müdahil olması bölgeyle ilgili olan hemen herkesi tedirgin etmiştir. İsrail Başbakanı beş saatlik görüşme sırasında Başbakan Erdoğan’ı aldatmadıysa da yanıltmıştır. Mısır, ateşkes görüşmeleri sırasında Türkiye’nin kendisinden rol çalmaya çalıştığını düşünerek İsrail’le Türkiye’nin dışlanması için kulis yapmıştır. Mahmud Abbas yönetimi de Türkiye’nin Hamas’a yakınlığından büyük rahatsızlık duyduğunu belli etmiştir. Suudi Arabistan ve Ürdün’ün de bu bağlamda Türkiye’ye mesafeli bir duruş gösterdiği zaten bilinmektedir.
Türkiye, hâlâ Ortadoğu’da çok yönlü ve derinlikli bir strateji izlediğini sanmaktadır. Hâlbuki Türkiye, Ortadoğu’da yumurtaların hepsini bir sepete koymuştur. Hem de en küçüğüne, yani Hamas’ın sepetine koymuştur. Başbakan’ın siyasi ya da duygusal nedenlerden dolayı yaptığı çıkışlar sonuçta Türkiye’yi “Hamas’ın koruyucusu ve sözcüsü” durumuna sokmuştur.
Hamas, bölgede önemli bir aktördür, ancak dünya’da “terör örgütü” muamelesi görmektedir. ABD Başkanı, koltuğuna oturmasının ardından Filistin’de Başkan Mahmud Abbas ve Başbakan Selim Fayyad ile çalışacağını açıklarken Mısır’a da “barış için sarf ettiği çabalardan dolayı” teşekkür etmiştir. Gelinen aşamada bölgede Türkiye’ye teşekkür etmek bir yana adından dahi söz eden yoktur.
Bu arada 5 Yahudi örgütü Türkiye’de Antisemitizm’in artması konusunda Başbakan Erdoğan’a uyarı mektubu yazmıştır. Ermeniler “soykırım” tasarısı için gün saymaktadır. ABD, Irak’ta yeni pozisyon üzerinde çalışmaktadır.
Kısacası ülkede barışı inşa etmeden bölgede barışı inşa etmek Erdoğan iktidarına özgü bir hayaldi. Ortadoğu’nun “Arapsaçı” na dönmüş karışık ve devasa sorunlarına Erdoğan iktidarının hesapsız kitapsız bir biçimde dalması yanlış olmuştur. Türkiye, kendi eliyle kendisini Ortadoğu’dan dışlatmıştır. Bunun adı Ortadoğu bataklığında boğulmaktır!