Her milletin “bir” temel Anayasa-Sözleşmesi bulunur. Milli kimlik, milli ruh ve karakter, bu sözleşmeyi maddeten ve siyasi-sosyolojik kalıplanmayla yapılandırdığından, Maddî Anayasadır. Milletlerin temel Anayasa-Sözleşmeleri, az ya da çok, er ya da geç, Devlet Anayasası haline gelir. Buna, millet hukukunun pozitifleşmesi, şekil ve içerik kazanması olarak bakılmalıdır.
Pozitifleşme; davet edici, yetmediğinde emredici niteliktedir. Bu nitelik, milletlerin, rafine kurum ve usullerle zamana yayılma mekaniğidir. Zamana yayılma mekanikleri bir yolla kırıldığında kayıtsız-şartsız millet egemenliği, kendini reddeden tüm güçler karşısında en kıyıcı-yakıcı enerjidendir.
Milletin politik ve idari karakteri, devletini, şöyle ya da böyle, genel-geçer muğlaklıklar olarak değil, emredici kategoriler halinde biçimlendirir. Siyaset kurumu, siyasi aktörler, bundan ne müstesna ne kaçınabilirdir. Cari işleyişte millet temel Anayasa’sından sapmalar olduğunda bu, etkinlik kazanan gerçeklikler halinde düzeltilir.
Hukukun ne olduğunu kim söylüyorsa, hukukun kaynağı o’dur. Hukukun ne olduğu ve olacağı bizzat hukuk kaynağınca belli usul ve kurumların devreye girmesine bağlanmıştır. Bu bağlanma, bağlanmaya konu aynı belli usul ve kurumlar için aşılamaz, bağlayan içinse dolanılamazdır.
Bizzat kaynağınca hukuk üretilmesi hukuki zaruret halini aldığında, belli usul ve kurumlara bağlanmış hukuk üretimi dolanılmaksızın, aynı usul ve kurumlar devreden çıkartılmaksızın ve askıya katiyen aldırtılmaksızın, aynı usul ve kurumları pekiştirici maksat ve işleyişte devrede tutulmaları suretiyle hukuklaşma, ötelenemez ve engellenemezdir.
Bizzat hukukun kaynağınca hukuk üretilmesinde zaruret nedir? Maddî Anayasa, kendini hayatta tutmalı, zaman ve mekân yayılımını kesintisiz ve istisnasız kılmalıdır. Şeklî Anayasa, Maddî Anayasa’nın bu gerekliliğini en üstün hukuki kıymet addetmelidir. Gün gelir, Maddî Anayasa sahasında elzem hukuki değerler, Şeklî Anayasa sahasında belli olumsuz kesişmelerin konusu haline gelebilir.
Hiç kimse, Türk milletinin aslî özne olarak hukuk üreticiliğini, hukuka kaynaklık edişini yok sayamaz. “Türk halkı” sahte özneleştirme ve demokrasi-temsiliyet köprülemesi, ağır eksik ve kusurludur. Kusurlu hukukçu özentilerince öğrenilmesi gereken, Maddi Anayasa ve hukuk yegâne kaynağının zamanlara kesintisiz yayılı Türk Milleti oluşudur. “Kürt mesele” soslu Türk halkı indirgemeleri, bağlayıcı hukuk üretiminin ne zemini ne de süslü örtüsüdür. Bir yolla üretilebilecek herhangi eğreti şekli hukuk, kan ve irfan birlikteliğinde yok edilmeye mahkûmdur.