Gizemli perdeler: Japonya’da bir kez görünen filmler

Gizemli perdeler: Japonya’da bir kez görünen filmler

Japonya’da kimliksiz yönetmenlerin eserlerinin yalnızca bir kez gösterildiği gizemli bir film festivali, sinema dünyasını şaşkına çevirdi; uzmanlar bu olayı “sanatta anonimliğin yeni yüzü” olarak nitelendirdi.

Japonya, sinema dünyasına alışılmadık bir deneyim sunan esrarengiz bir film festivaline ev sahipliği yaptı.

Yönetmenlerin kimliklerini gizli tuttuğu, filmlerin yalnızca bir kez gösterildiği ve ardından izleyiciyle bir daha buluşmadığı bu festival, sanat çevrelerinde büyük yankı uyandırdı.

Tokyo’nun Shibuya bölgesinde, dar sokaklarda gizlenmiş küçük bir sinema salonunda gerçekleşen etkinlik, katılımcılara adeta bir bulmaca sundu.

“Anonim Sinema Günleri” olarak anılan bu festival, geleneksel film festivallerinin şatafatından uzak, sade ama çarpıcı bir yaklaşımla dikkat çekti.

Sinema tutkunları ve eleştirmenler, bu gizemli organizasyonun ardındaki anlamı çözmeye çalışıyor.

Festivalin detayları oldukça sınırlı. Organizatörler, herhangi bir tanıtım yapmadan, sadece davetiyelerle sınırlı sayıda izleyiciyi kabul etti.

Gösterilen filmler arasında kısa metrajlı deneysel yapımlar, animasyonlar ve belgeseller yer aldı. Ancak hiçbir eserin yönetmeni açıklanmadı ve filmler, tek bir gösterimin ardından dijital ya da fiziksel olarak erişime kapatıldı.

Katılımcılar, salon dışında fotoğraf çekmeye ya da içerideki deneyimlerini kaydetmeye izin verilmediğini belirtti. Bu katı kurallar, etkinliğin gizemini daha da artırırken, Japonya’nın minimalist sanat anlayışıyla modern sinemanın kesişiminde yeni bir sayfa açtı.

Etkinlik, Japonya’nın son yıllarda büyüyen “anonim sanat” akımının bir yansıması olarak görülüyor.

Organizatörler, yazılı bir açıklamada, “Sanat, yaratıcının kimliğinden bağımsız olarak var olmalı. Bu festival, izleyiciyi önyargılardan arındırarak yalnızca esere odaklanmaya davet ediyor” dedi.

Festivalin kapanışında, gösterilen filmlerin başlıkları bile paylaşılmadı; sadece birer numarayla anıldılar: Film 1, Film 2, Film 3… Bu radikal yaklaşım, sinema dünyasında hem hayranlık hem de tartışma oluşturdu.

New York Üniversitesi Tisch Sanat Okulu’ndan sinema profesörü Dana Polan, bu festivali “sinemada auteur teorisine bir başkaldırı” olarak değerlendiriyor.

Polan, “Yönetmenlerin kimliklerini merkeze alan geleneksel sinema anlayışı, burada tamamen tersine çevriliyor. Japonya’daki bu festival, izleyiciyi eserin kendisine odaklanmaya zorlayarak sanatta anonimliğin gücünü test ediyor” dedi.

Polan’a göre, bu tür bir etkinlik, özellikle dijital çağda sanatçıların eserlerini paylaşma ve sahiplenme biçimlerini yeniden sorgulatabilir.

Londra’daki King’s College’dan kültür antropoloğu Prof. Dr. Ruth Adams ise, festivalin Japonya’nın toplumsal dinamikleriyle bağlantılı olduğunu düşünüyor.

Adams, “Japonya’da bireysellikten çok kolektif bilinç ön plandadır. Bu festival, sanatçıların egolarını geri plana iterek izleyiciyle daha saf bir bağ kurma çabasını yansıtıyor. Anonimlik, burada bir tür özgürlük olarak ortaya çıkıyor” dedi.

Adams, etkinliğin, Japon sanatındaki “ma” (boşluk ve sessizlik) felsefesiyle de uyumlu olduğunu ekledi.

2022’de Cinema Journal dergisinde yayımlanan bir araştırma, anonim sanat eserlerinin izleyiciler üzerindeki etkisini inceledi.

Araştırmaya göre, yaratıcının kimliğinin bilinmediği durumlarda izleyiciler, eseri daha tarafsız bir şekilde değerlendiriyor ve önyargılardan arınmış yorumlar yapıyor. Japonya’daki festival, bu bulguları destekler nitelikte.

Araştırmanın yazarı Dr. Sarah Keller, “Anonim eserler, izleyicinin hayal gücünü serbest bırakıyor ve kişisel bağ kurma olasılığını artırıyor. Japonya’daki bu deney, sinemada yeni bir anlatım dili olabilir” dedi.

Japonya, geçmişte de sanat dünyasında cesur ve yenilikçi adımlarla tanınmıştı. 1960’larda Gutai sanat hareketi, geleneksel sanat anlayışını sorgulayan performanslarıyla dikkat çekmişti.

Günümüzde ise, Tokyo Uluslararası Film Festivali gibi etkinliklerle sinema alanında söz sahibi olan Japonya, bu gizemli festivalle bir kez daha sınırları zorladı. Festivalin tek gösterimlik yapısı, Japonya’nın “mono no aware” (geçiciliğin güzelliği) anlayışını da yansıtıyor.

İzleyiciler, filmleri bir daha göremeyecek olmanın hüznüyle veda ederken, bu geçicilik deneyimi daha da derinleştirdi.

Sinema eleştirmeni ve Sight & Sound dergisi yazarı Nick James, festivalin sinema endüstrisine etkisini değerlendirdi:

“Bu, Hollywood’un yıldız odaklı sistemine bir meydan okuma. Japonya’daki bu hareket, sanatın ticari kaygılardan uzak, saf bir ifadeye dönüşünü savunuyor.”

James, festivalin düşük bütçeli ve bağımsız yapımlara ilham verebileceğini öngörüyor.

Festivalden çıkan az sayıdaki izleyici, deneyimlerini paylaşırken temkinliydi.

Bir katılımcı, “Film 4, terk edilmiş bir köyde geçen bir animasyondu. Yönetmenin kim olduğunu bilmemek, hikayeye daha çok odaklanmamı sağladı” dedi.

Bir başkası ise, “Bu bir film festivalinden çok bir ritüel gibiydi. Her şey gizemli ve kısa sürelikti” yorumunda bulundu.

Organizatörler, festivalin gelecekte tekrarlanıp tekrarlanmayacağına dair bir açıklama yapmadı. Ancak sinema çevreleri, bu tür bir etkinliğin küresel çapta bir trende dönüşebileceğini tartışıyor.

Japonya’nın anonim sinema deneyi, sanatın kimliksiz bir dünyada nasıl var olabileceğini sorgularken, izleyicilere ve uzmanlara uzun süre konuşulacak bir bulmaca bıraktı.

Festivalin son gecesinde, salondaki ışıklar söndü ve perde kapandı. Geriye kalan tek şey, numaralandırılmış filmlerin yankısı ve gizemin büyüsü oldu.

Japonya’dan yükselen bu sessiz devrim, sinemanın geleceğine dair yeni bir tartışma başlattı.