Din elden gidiyor

Din elden gidiyor

Prof. Dr. Yümni Sezen yazdı: Din elden gidiyor

Giderse gitsin, daha iyi diyenlere bakmayın, onlar da sonunda üzüleceklerdir. Bununla beraber sevinmekte ısrar edenler, bu yazıyı okumasalar da olur. Bugün, din elden gidiyor hüznü, 16-19. yy.lardaki zaman zaman hortlayan çığlık değil, 20. yy.daki karmaşalar da değil, 21. yy.ın ilk çeyreğindeki, ne yazık ki haklı sebeplerle dine şaşı bakmanın, giderek arka dönmenin yahut küsmenin, soğumanın serüvenidir.

“Din elden gidiyor” artık, yobazın, din tüccarının, siyasî menfaatçinin, tarikatçının sızlanması, şikâyeti olmaktan çıkmış, millî şuur sahibi, gelenekle gelecek arasında köprü kurmasını bilen, alet edevat için maverayı terk etmek istemeyen, duygularına tercüman olan maneviyattan vazgeçmeyen aydınların feryadıdır. Çünkü bu aydınlar biliyor ki din sahiden elden giderse, illiyet de, milliyet de, samimiyet de, hüsnüniyet de, hürriyet de elden gider.

Milletler, uydurulmuş, değiştirilmiş, eklemlenmiş, saptırılmış din ile dahi idare ettiler, ediyorlar. Elbette bu, idealizmi terketmeden, mahfuz tutarak söylenmiş bir sözdür. İdare ediyorlar ama inanıyoruz ki, dini terk etmekle ya eskisinden daha kötü bir duruma düşülür, ya başka belalara uğranır.

Din, gönlün yurdu, vatanıdır. Atalarımız ne kadar doğru söylemiş: Yurdunu terkeden, kırk türlü belaya uğrar, en küçüğü ölümdür. Çocukluğumu da katarsak, yılda iki bayramdan, kabaca 150 bayrama kavuşmak nasip oldu ve 150 bayram namazına katıldım.

Mesleğim icabı, toplumu gözetleyip anlamaya çalışmam, tesbite cüret etmem, son bayram namazıyla belirli bir istikamette kanaatimi pekiştirdi. Nüfus oranına ters istikamette dine inananların sayısı, kendi ifadeleriyle, azalıyordu, küskünlük, soğuma artıyordu, yapılan araştırmalar tuhaf birşeyler gösteriyordu, bunları biliyordum. Canlı olarak da yaşamış oldum. Oldukça büyük bir camide, çevresi 2 dindar kesimlerin bol olduğu bilinen bir camide, bayram sabahı irkildim. Avlusu dolup sokaklara taşan cami cemaati yoktu.

Avluda 8 kişi vardı. Bu meselenin sayı tarafıydı. Gelenler adeta sırf bedenhleriyle gelmişlerdi, sanki ruhları çekilmişti. Yüzlerinden birşeylere küskün olduklarının sezilmesi zor olmuyordu. Bayram tekbirlerine bazısı katılmıyor, bazılarının sadece dudakları mırıldanıyordu. Duygudaşlık kuramadım. Acaba ben mi peşin hükümle ve görmek istediğim için mi böyle görüyordum? Hayır, yokladığım birkaç kişi de aynı kanaateydi. Zaten epey zamandır bu manzarayı seyrediyordum.

Uzun zamandır bu inişe, başka bir büyük camide de şahit olmuştum. Kendi içime ve oradan Mutlak Varlığa dönmem gereken bir yerde başkalarını izlemem, randevumu ne hale getiriyordu, bu da ayrı bir mesele. Daha önceleri böyle değildi. Yahya Kemal’in dediği gibi tanımadığımız kimselerle bile duygudaşlık içindeydik. Çünkü biz milletiz. Ne diyordu Yahya Kemal: Kimsiniz? Ya bağrı yanık kimselersiniz, Yahut da her sabah uyanık kimselersiniz! Dünya yüzünde bir sefer olsun tanışmadan, Öz çehrenizle sizleri görmekteyim bu an. Sizlersiniz bu anı ışıklarla Türk eden! Eksilmesin bu mutlu şafaklar bu ülkeden. Gönlüm, dilim, kanım ve mizacımla sizdenim Dünya ve ahirette vatandaşlarım benim. Bir bayram sabahını ve namazını, yine Yahya Kemal’den dinleyelim: Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede Bir mehabetli sabah oldu Süleymaniye’de Kendi gökkubbemiz altında bu bayram saati Dokuz asrında bütün halkın, bütün memleketi.

....

Yürüyor durmadan, insan ve hayalet karışık Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya Giriyor birbiri ardınca, ilahi yapıya Tanrının mabedi her bir tarafından doluyor. Bu saatlerde Süleymaniye tarih oluyor.

...

Senelerden beri rüyada görüp özlediğim, Cedlerin mağfiret iklimine girmiş gibiyim. Dili bir, gönlü bir, imanı bir insan yığını Görüyor varlığının bir yere toplandığını. Yüce Allahı anarken bir ağızdan herkes Nice bir dalgalı Tekbir oluyor tek bir ses.

...

Gördüm ön safta oturmuş nefer esvaplı biri Dinliyor vecd ile tekrar alınan tekbiri.

....

Ta Malazgirt ovasından yürüyen Türkoğlu Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu.

....

Vatanın hem yaşayan varisi, hem sahibi o, Görünür halka bugünlerde teselli gibi o.

....

Ulu mabedde karıştım vatanın birliğine Çok şükür Allaha gördüm bu saatlerde yine Yaşayanlarla beraber bulunan ervahı Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı. Dönüp ona bakmadığı, savaştan savaşa görüp ihtiyacı için muhatap aldığı bir saltanatın halkının duygularına karışmış şair, saltanata rağmen küşkünlüğün oluşmadığı sessiz bir coşkuyu anlatıyor.

Peki bugün neden böyle oldu? Türkiye neden bu hale geldi? İmam-Hatip öğrencisi bile deizme kaydı? Siyaset menfaatle, menfaat din ile, din sayeset ile yuğurula yuğurula geldiğinden mi? Diyanetin başı, lüks arabalara merak sardığından mı? Türkiye dururken, Avrupa ülkelerinde ev satın aldığından mı? Dinin cahiller elinde kalmasından mı? Peki din uzmanı denenlere, bazı akademisyen ilahiyatçılara ne demeli? Bir yönetim ki, saltanat haline gelir, yandaş düzeni kurulur, sadece emir buyurulmaya alışılır, adalete sırt çevrilir, hukuk bile emir altına alınır, yetkili ve etkililer ehliyete bakılmaksızın seçilir, gözleri paradan başka bir şey görmez, sahne arkasında şahsi ganimetler biriktirilir, aç ve açıkta olanlar umurlarında olmaz ise, camiler de boşalmaya başlar, korkarım vatan da. Din de elden gider, ahlak da. 21. yy.ın ilk çeyreğinde başlayan yeni süreç, 14 yy.lık çarpık zincirin halkalarından birine de benzemiyor.

Elden giden keşke çarpıtılmış din olsa, aslı gelseydi. Bunu isteyen, bunun için uğraşanların şimdilik gücü yetmedi. Bizden sonrakiler, durumu daha iyi anlayacaklar, aydınlığa çıkma gayretini sürdüreceklerdir diye inanıyoruz.